Diyarbakır, hafta sonu önemli toplantılara ve etkinliklere ev sahipliği yaptı.
Bunun yanında Diyarbakır Barosu’nun seçimi de vardı.
Pazar günü bütün bunları takip etme fırsatım oldu.
Aldığım notları ve edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
11.Âlimler Buluşması: İlim Var, Peki Topluma Tesiri Nerede?
İlk olarak 11. Âlimler Buluşması’ndan söz etmek istiyorum. Dünyanın dört bir yanından âlimlerin katıldığı bu önemli buluşmada, dikkat çekici konuşmalar yapıldı ve önemli mesajlar verildi.
Bana göre bu toplantının en önemli yönlerinden biri, âlimlerin bir anlamda çuvaldızı kendilerine batırmalarıydı. Yıllardır bu kadar toplantı yapılıyor, bu kadar medrese faaliyet gösteriyor, imam hatipler ve Kur’an kursları eğitim veriyor.
Peki, bütün bunlara rağmen neden istediğimiz ilerlemeyi sağlayamıyoruz?
Neden ilmî çalışmalarımız sokağa, halka ve özellikle gençlere yeterince ulaşmıyor? Topluma neden daha fazla faydalı olamıyoruz?
Bunlar, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken sorular.
Âlimlerin ve ilim talebelerinin öncelikle yaptıkları işi Allah rızası için yapmaları gerekir.
Ancak günümüzde bazı faaliyetlerde Allah rızasından ziyade dünyalık beklentilerin, şöhretin ve isim yapma arzusunun öne çıktığını görmek üzücüdür.
Oysa ilmin asıl gayesi, insanı yetiştirmek, ahlakı güzelleştirmek ve topluma faydalı olmaktır.
Âlimler ve Medreseler Birliği Buluşması’nda konuşan Molla Tayyip Elçi’nin şu sözleri, meselenin özünü ortaya koyuyordu:
“Yüzü aşkın ilahiyat fakültemiz, yüzlerce medresemiz, imam hatip okulumuz, Kur'an kursumuz var ve her yıl binlerce mezun veriyoruz. Ama bu ilmî faaliyetler nedense sokağa taşmıyor, gençler üzerinde bir etkide bulunmuyor.
Evet, ilmî faaliyet çok ama nefsin tezkiyesi ve terbiyesi yok. İlim ameliyesi çok ama davet, irşat, tebliğ ve cihat ruhu bizde yok ki bunu talebelerimize de veremiyoruz.
O zaman bir yerde bir eksiğimiz, bir hatamız var ki ilmî faaliyetlerimiz toplum üzerinde bir tesir oluşturmuyor.
Onun için, eğer yeni çağda Mehmet Âkif Ersoy'un ifade ettiği gibi doğrudan doğruya Kur'an'dan alarak ilhamı, çağın insanına İslam'ı anlatmak istiyorsak nebevî menhece dönmemiz lazım.”
Alimler ve Medreseler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Molla Beşir Şimşek de bu yıl 11’incisi düzenlenen Âlimler Buluşması hakkında şu ifadeleri kullandı:
“Bu konuşmaların burada kalmasını değil, bu sesin sokağa çıkmasını, sahaya inmesini ve yetkililere ulaşmasını arzuluyoruz.”
Bu iki mesajın da altına imzamı atarım.
Çünkü mesele yalnızca âlimlerin bir araya gelmesi, konuşmalar yapması ve toplantıların düzenlenmesi değildir.
Asıl mesele, bu toplantılarda dile getirilen düşüncelerin hayata geçirilmesi ve toplumda karşılık bulmasıdır.
Âlimlerin söyledikleriyle yaptıkları arasında bir uyum olmalı.
Sarık taşımanın sorumluluğu da burada ortaya çıkıyor. Sarık, yalnızca başa takılan bir örtü değil; ilmin, ahlakın, tevazunun ve sorumluluğun da sembolü olmalıdır.
Ne yazık ki bugün sarığın temsil ettiği değerlerle bağdaşmayan tutumlarla da karşılaşabiliyoruz.
Bir diğer husus da sonuç bildirgesinin Arapça okunmasıydı.
Elbette Arapçanın dinî ve ilmî açıdan ayrı bir yeri var.
Ancak halka verilmek istenen mesajların halkın anlayacağı dilde aktarılması gerekir.
En azından sonuç bildirgesi Türkçe okunmalı, böylece toplantıda alınan kararlar ve verilen mesajlar toplumun geniş kesimlerine ulaştırılmalıdır.
Benim önerim şudur: Gelecek yıl düzenlenecek Âlimler Buluşması, yalnızca âlimlerin kendi aralarında gerçekleştirdiği bir toplantı olmaktan çıkarılmalı, halkın da katılabileceği bir buluşmaya dönüştürülmelidir.
Âlimlerle halk bir araya gelmeli, sorular sorulmalı, sorunlar konuşulmalı ve çözüm yolları birlikte aranmalıdır.
Çünkü ilim, toplumla buluştuğu ve hayata dokunduğu ölçüde gerçek anlamını bulur.
Diyarbakır Barosu Seçimi: Sağ Çevre Neden Sessiz?
Hafta sonunun bir diğer önemli gündemi Diyarbakır Barosu seçimiydi. Seçim, sessiz sedasız yapıldı. Benim de seçimden son gün haberim oldu. Bunun üzerine seçim yerine giderek bazı avukat arkadaşlarla oturup sohbet etme fırsatı buldum.
Sohbet sırasında, sağ çevredeki avukatların iki dönemdir aday çıkarmadıklarını , ancak bu girişimlerin sonuca ulaşamadığı konuşuldu.
Geçmişte baro seçimleriyle ilgili çalışmalarımız olmuştu. O dönemlerde bir hareketlilik, bir arayış vardı. Şimdi ise insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Daha önce yapılan çalışmalar neden devam ettirilemedi? Neden bugün bu noktaya gelindi?
Elbette baro seçimleri avukatların kendi mesleki tercihleri doğrultusunda şekillenir. Ancak Diyarbakır gibi toplumsal ve siyasal meselelerin yoğun biçimde yaşandığı bir şehirde, farklı düşüncelerin meslek örgütlerinde temsil edilmesi de önemlidir.
Diğer taraftan, bu seçimde iki adayın da aynı fikre yakın olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Bu durum, farklı görüşlerin temsili ve seçimlere katılım meselesini yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
Geçmişte seçim süreçlerinde gösterilen çabanın bugün neden aynı ölçüde ortaya konulamadığı üzerinde durulmalı.
Eğer bir eksiklik varsa bunun nedenleri araştırılmalı ve geleceğe dönük daha sağlam bir çalışma yürütülmelidir.
Amedspor Başkanı Nihat Eren ile Futbol Sohbeti
Günün bir başka güzel anı da Amedspor Başkanı Av. Nahit Eren’in oturduğumuz masaya gelmesiyle yaşandı. Kendisiyle bir süre sohbet ettik. Konu doğal olarak futbola ve Amedspor’un başarısına geldi.
Amedspor’un başarısını konuşmak için belki biraz erken davrandık.
Son beraberlik bizi üzmüştü.
Oysa başka takımlar deplasmanda aldıkları bir beraberliğe sevinebiliyor.
Biz ise aynı sonuca üzülüyoruz.
Bu durum, Amedspor’dan beklentilerin ne kadar yüksek olduğunu da gösteriyor.
Taraftarın hedefi yalnızca sahada mücadele etmek değil, daha büyük başarılara ulaşmak.
Elbette futbolda her maç kazanılmaz, her sonuç istenildiği gibi olmaz. Önemli olan, takımın ortaya koyduğu mücadeleyi sürdürmesi ve hedeflerine doğru ilerlemesidir.
Amedspor, yalnızca bir futbol takımı olarak değil, Diyarbakır’ın sosyal hayatında da önemli bir yere sahip. Bu nedenle takımın başarısı kadar, şehirde oluşturduğu birlik ve beraberlik duygusu da kıymetlidir.
Diyarbakır’da Barış ve Kardeşlik Havası Her Şeyi Değiştirebilir
Bütün bu görüşmeler ve gözlemler, bizi yine aynı noktaya getiriyor: Diyarbakır’da barış ve kardeşlik havası güçlendikçe birçok sorunun çözümü de kolaylaşacaktır.
Âlimlerin topluma daha fazla ulaşması, meslek örgütlerinde farklı düşüncelerin temsil edilmesi, sporun insanları bir araya getirmesi ve şehirde ortak bir gelecek anlayışının güçlenmesi birbirinden bağımsız meseleler değildir.
Diyarbakır’ın ihtiyacı; daha fazla diyalog, daha fazla samimiyet ve daha fazla ortak çabadır. İnsanların birbirini dinlediği, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü ve sorunların konuşularak çözüldüğü bir ortamda birçok meselenin üstesinden gelmek mümkündür.
Hafta sonu takip ettiğim etkinliklerden ve yaptığım sohbetlerden çıkardığım sonuç budur:
İster ilim dünyasında, ister baro seçimlerinde, ister spor alanında olsun, asıl mesele insanların birbirine ulaşabilmesi ve ortak değerler etrafında buluşabilmesidir.
Diyarbakır’da barış ve kardeşlik havası estikten sonra birçok sorunun çözüme kavuşacağına inanıyorum.
Bunun için hepimize düşen sorumluluklar var. Önemli olan, bu sorumlulukları samimiyetle yerine getirebilmektir.