Bugun...


BERAT ASLAN

facebook-paylas
Diyarbakır’ın Hafızası: Sabah Ezanından Gurme Kuyruklarına Bir Ciğer Hikayesi
Tarih: 11-07-2026 00:02:00 Güncelleme: 11-07-2026 00:02:00


                      

Biz çocukken Diyarbakır’da ciğer, öyle afili masaların, gurme turlarının ya da "gastronomi" kelimesinin gölgesine sığınmış bir yiyecek değildi. Düpedüz fukara yemeğiydi. Şimdilerde lüks restoranların vitrinlerini süsleyen, porsiyonu el yakan o lezzet; bir zamanlar bu şehrin dar gelirlisinin, emekçisinin, sabahın köründe rızkının peşine düşeninin yegane dayanağıydı.
Zaman ne çabuk değişti, mekânlar nasıl da başkalaştı…

O dönemlerin Diyarbakır’ında sabah ezanıyla birlikte ciğer tezgahlarının etrafını saranlar, bugünkü gibi şehir dışından gelen turistler ya da gurmeler değildi. Gece nöbetinden çıkan işçilerdi, şafak sökmeden yük taşımaya başlayan hamallardı. Ağır fiziksel güçle çalışan, güne erken ve yorgun başlayan bu insanlar, gün boyu ayakta kalabilmek için ihtiyaç duydukları enerjiyi o mütevazı tezgahlarda arardı.

Sabahın köründe tezgah açan pazar esnafı için de durum farksızdı. Hem ucuz hem de akşama kadar tok tutan en kestirme kahvaltı, bir dürüm ciğerden geçiyordu. Evine gramla kırmızı et götüremeyen dar gelirli aileler, kasapların yolunu sakatat için tutardı; çünkü ciğer, etin yanına yaklaşamadığı o bütçelerin can simidiydi. Harçlığı kısıtlı olan, ceplerinde sadece günü kurtaracak kadar parası bulunan öğrencilerin ve gençlerin dışarıda ucuza karın doyurabildiği en popüler, en samimi sokak lezzetiydi o.

Kısacası ciğer; bugünkü gibi üzerine methiyeler düzülen lüks bir tüketim nesnesi değil; tamamen ekonomik, hızlı, doyurucu ve bu şehrin emektar sınıfına ait bir sokak kültürüydü.
Bugün ise bambaşka bir manzara var karşımızda. Bir zamanlar fukaranın sofrasını şenlendiren ciğer, artık elit bir sınıfın, yüksek bütçelerin eğlencesi haline geldi.

Şimdilerde ekonomik durumu iyi olan insanlar sırf ciğer yemek için şehir dışından kalkıp buralara geliyor. Özellikle bayram günlerinde, o eski salaş tezgahların yerini alan lüks restoranların önünde metrelerce kuyruklar oluşuyor; insanlar bir masanın boşalmasını dakikalarca, saatlerce bekliyor.
Diyarbakır ciğeri elbette hak ettiği değeri görsün, tescillensin, tüm dünya bu lezzeti tanısın; buna itirazımız yok. Ancak insan sormadan edemiyor: Bir şehrin hafızası, fukaranın kursağından alınıp lüksün vitrinine konulurken, o eski samimiyetten geriye ne kaldı? Sabah ezanının o serinliğinde, bir tabure üstünde ciğer yiyen hamalın bıraktığı o sessiz mirası, bugün kuyrukta bekleyen konforlu kalabalıklar ne kadar hissedebiliyor?
Ciğer artık çok "değerli" belki, ama o eski Diyarbakır’ın tadı kadar zengin değil.



Bu yazı 1948 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI