Bugun...


Mehmet Zeki Özer

facebook-paylas
Tükenmişlik Sendromu
Tarih: 09-10-2026 00:04:00 Güncelleme: 09-10-2026 00:04:00


 

Toplum olarak bir arayış içindeyiz.

Daha doğrusu toplum artık bir çıkış yolu arıyor. İnsanlar yoruldu, bunaldı, geleceğe dair umudunu kaybetmeye başladı. Ekonominin yükü artık omuzlarda taşınmıyor.

Bugün toplumun önemli bir kesimi, “Yarın ne olacak?” sorusunun cevabını arıyor.

Ve bu soru giderek daha büyük bir kaygıya dönüşüyor.

TÜİK'in “Türkiye'deki Çocuklar 2025: İstatistiklere Bakış” çalışmasına göre, 2025 yılında 6 milyon 708 bin çocuk yoksul olarak kayıtlara geçti.

6 milyon 708 bin çocuk!

Bu rakamın ne anlama geldiğini gerçekten düşünüyor muyuz?

Bir ülkenin çocukları yoksullukla büyüyorsa, o ülkenin geleceği de alarm veriyor demektir. Çocuklarda yoksulluk bu kadar yüksekse, toplumun diğer kesimlerindeki ekonomik tabloyu tahmin etmek hiç de zor değil.

Nedense hâlâ dışarıdaki araba sayısına bakılıyor.

Caddelerde otomobiller var diye ekonominin iyi olduğu sanılıyor. Oysa bir ülkenin ekonomik durumunu sadece yollardaki araçlara bakarak ölçemezsiniz.

Asıl bakılması gereken evlerin içine girmektir.

Buzdolabına bakın.

Pazar filesine bakın.

Çocuğunun okul masrafını karşılamakta zorlanan anne babaya bakın.

Kirasını, faturasını, mutfak masrafını denkleştirmeye çalışan vatandaşa bakın.

İşte Türkiye'nin gerçek ekonomik fotoğrafı oradadır.

Yoksul ve aç bir toplumun ne yapacağını kestirmek kolay değildir.

Ekonomik sıkıntı yalnızca insanların cebini boşaltmaz. Aileleri yıpratır, gençleri umutsuzluğa iter, toplumun geleceğe olan güvenini sarsar.

Bunun önlemini almak ise devleti yönetenlerin görevidir.

Devlet, vatandaşına “Sen başının çaresine bak” diyemez.

Devletin görevi, vatandaşının çaresizliğini seyretmek değil, çaresizliği ortadan kaldıracak politikaları üretmektir.

Aileler geçinemiyor, yuvalar dağılıyorsa ne demeli?

Boşanma sayılarındaki artışı yalnızca aile yapısındaki değişimlerle açıklamak kolaycılıktır.

Geçim sıkıntısını da görmek zorundayız.

Eve para girmiyorsa, borç büyüyorsa, kira ödenemiyorsa, mutfak masrafı karşılanamıyorsa aile içinde huzurun korunması da giderek zorlaşıyor.

İnsanlar geçinemiyor.

Geçinemeyen aileler ise büyük bir baskı altında yaşıyor.

Sonunda bazıları çareyi boşanmada arıyor.

Elbette her boşanmanın nedeni ekonomi değildir.

Ancak ekonomik sıkıntının aileler üzerindeki baskısını görmezden gelmek de mümkün değildir.

Gençler umudunu kaybederse gelecek kaybeder.

Daha da tehlikelisi gençliğin içine düştüğü çıkmazdır.

Genç insanın elinden umudunu alırsanız, geriye ne kalır?

İş yoksa, gelecek umudu yoksa, eğitimli genç kendi ülkesinde kendisine bir gelecek göremiyorsa, toplumun geleceğinden nasıl umut edeceğiz?

Gençler ekonomik ve sosyal sorunların pençesinde savruluyor.

Genç kızlarımızın ekonomik çaresizlik nedeniyle çeşitli bataklıklara sürüklenmesi, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir toplumsal yaradır.

Bunu yalnızca ahlaki bir mesele olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

Bunun arkasında ekonomik, sosyal ve psikolojik nedenler de vardır.

İntiharlar Toplumun Sessiz Çığlığıdır

Bir başka acı gerçek ise intihar vakalarıdır.

İntiharların önemli bir bölümü basına dahi yansımıyor.

Her duyulmayan olay, yaşanmamış anlamına gelmez.

Borç, işsizlik, geçim sıkıntısı, aile sorunları ve gelecek kaygısı insanların hayatını kuşatıyor.

Bir insanın “Artık dayanamıyorum” noktasına gelmesi, sadece o kişinin sorunu değildir.

Bu, toplumun tamamına yöneltilmiş bir uyarıdır.

Buradan açıkça söylemek gerekiyor:

Toplum ekonomik adalet istiyor.

İnsanlar lüks istemiyor.

İnsanlar çocuklarının karnını doyurmak, evinin kirasını ödemek, faturasını düşünmeden yaşamak, gençlerinin geleceğinden endişe etmemek istiyor.

Bir ülkede milyonlarca çocuk yoksullukla mücadele ediyorsa, gençler gelecek kaygısı taşıyorsa, aileler geçinemediği için dağılıyorsa ve insanlar ekonomik nedenlerle umutsuzluğa sürükleniyorsa artık mesele birkaç ekonomik göstergeden ibaret değildir.

Bu, toplumsal bir alarmdır.

Devleti yönetenler bu alarmı duymalıdır.

Toplum daha fazla yük taşıyamaz.

İnsanların sabrını sınamanın da bir sınırı vardır.

Bugün yapılması gereken, topluma yeni yükler bindirmek değil, toplumun sırtındaki yükü almaktır.

Unutulmamalıdır: Aç kalan çocuk, umudunu kaybeden genç, geçinemeyen aile ve borç altında ezilen vatandaş yalnız değildir. Onların yaşadığı sorun, ülkenin sorunudur.

Ve artık bu sorunlara seyirci kalmak yerine çözüm üretme zamanıdır.

Toplum yoruldu.

Şimdi sıra, toplumu yönetenlerin bu yorgunluğu görmesinde.

Bir ülkenin gerçek zenginliği caddelerdeki araba sayısı değil; çocuklarının ne kadar mutlu, gençlerinin ne kadar umutlu ve insanlarının ne kadar huzurlu olduğudur.



Bu yazı 904 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI