|
Tweet |
Mehmet Zeki Özer
Alimler ve Medreseler Birliği (İTTİHADUL ULEMA) tarafından geleneksel olarak düzenlenen 11’inci Âlimler Buluşması, Diyarbakır’da gerçekleştirilen oturumlarda önemli mesajlara sahne oldu. Buluşmada Irak Kürdistan Bölgesi’nden katılan Dr. Şirvan Kerim Reşid ile Doç. Dr. İbrahim Molla Ahmed es-Sengserî ve Suriye’den katılan Dr. Kawa Ebu Cafer, farklı başlıklarda değerlendirmelerde bulunarak çözüm önerilerini paylaştı.
Reşid: Sorun teknolojinin kendisinde değil, nasıl kullanıldığındadır
“Çocukların Yetiştirilmesinde Dijital Bağımlılık: Öneriler ve Çözüm Yolları” başlıklı sunum yapan Dr. Şirvan Kerim Reşid, dijital bağımlılığın nedenleri, belirtileri ve çözüm yolları üzerinde durdu.
Dijital bağımlılığın yalnızca telefon veya internet kullanım süresinin uzunluğuyla açıklanamayacağını belirten Reşid, asıl ölçütlerin kontrolün kaybedilmesi, zararlı sonuçların ortaya çıkması ve hayatın temel işlevlerinin aksaması olduğunu söyledi.
Teknolojinin bir araç olduğuna dikkat çeken Reşid, “Bu nedenle sorun, teknolojinin kendisinde değil; nasıl kullanıldığında, ona ne ölçüde bağlanıldığında ve kullanımının ne gibi sonuçlar doğurduğundadır.” ifadelerini kullandı.
Telefon kullanılmadığında kaygı hissetmek, internete erişilemediğinde boşluk duygusuna kapılmak ve gerçek hayattaki sorunlardan kaçmak için dijital dünyaya yönelmek gibi durumların dikkat edilmesi gereken işaretler olduğunu kaydeden Reşid, aşırı kullanımın uyku düzeni, fiziksel sağlık, eğitim ve sosyal ilişkiler üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
“Uygulamalı örneklik, nasihatten daha güçlüdür”
Dijital bağımlılıkla mücadelede ailelerin rolüne dikkat çeken Reşid, ebeveynlerin çocuklarına öncelikle kendi davranışlarıyla örnek olması gerektiğini vurguladı.
Reşid, “Anne ve babalar, günün büyük bölümünü ekran karşısında geçirirken çocuklarından telefonu bırakmalarını isteyemezler. Uygulamalı örneklik, nasihatten daha güçlüdür.” dedi.
Çocuklara yönelik yaklaşımın yalnızca yasaklama ve cezalandırmaya dayanmaması gerektiğini belirten Reşid, çocukların dijital dünyaya yönelmesine neden olan sorunların anlaşılması gerektiğini ifade etti. Çocuğun kendisini yalnız hissedip hissetmediğinin, derslerinde sorun yaşayıp yaşamadığının veya aile içindeki problemlerin etkisinin araştırılmasının doğru çözümün belirlenmesine yardımcı olacağını söyledi.
Telefon kullanılmadan önce amacın belirlenmesini öneren Reşid, “Kişinin kendisine şu soruyu sorması faydalıdır: ‘Şu anda telefonu neden açıyorum?’” ifadelerini kullandı.
Aile içinde yemek saatlerinde, sohbetlerde, ders çalışma sürecinde ve uyku öncesinde telefonsuz zaman dilimleri oluşturulmasını öneren Reşid, sanal iletişimin gerçek hayattaki iletişimin yerini almaması gerektiğini vurguladı.
Kur’an ve kitap okumak, spor yapmak, yürüyüşe çıkmak, akrabaları ziyaret etmek, yeni beceriler öğrenmek ve sosyal etkinliklere katılmak gibi faaliyetlerin aşırı dijital kullanımın yerine konulabileceğini belirten Reşid, okul ve üniversitelerin de bu konuda bilinçlendirme ve etkinlik çalışmaları yürütmesi gerektiğini söyledi.
Reşid, sorun ciddi bir boyuta ulaştığında uzmanlardan yardım alınmasının önemine de dikkat çekti.
Sengserî: Davet ruhu yeni nesillere aktarılmalı
Buluşmada “Davet Ruhunun Yeni Nesillere Aktarılması” başlıklı sunum yapan Selahaddin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nden, Erbil Hacı Azad Mustafa Camii Hatibi Doç. Dr. İbrahim Molla Ahmed es-Sengserî, nesillerin yetiştirilmesinin peygamberlerin davetlerinin devamlılığı açısından taşıdığı önemi anlattı.
Peygamberlerin kendilerinden sonra gelecek nesillerin Allah’ın dini üzere yetişmesine önem verdiklerini belirten Sengserî, Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin bu konudaki adımlarının kaydedildiğini, Hz. Muhammed’in sünnetinde de yeni nesillerin eğitilmesine ve kalplerine davet ruhunun yerleştirilmesine ilişkin önemli örnekler bulunduğunu ifade etti.
Sunumunda dört ana başlık üzerinde duran Sengserî, ilk olarak Hz. Yakup ve Hz. Zekeriya örnekleri üzerinden yetişen nesillerin inşasının önemini ele aldı. İkinci bölümde Hz. Muhammed’in genç sahabeleri yetiştirmesine değinen Sengserî, Hz. Ali, Mus’ab bin Umeyr, Abdullah bin Mesud ve Zübeyr bin Avvam gibi isimlerin ilerleyen dönemlerde önemli görevler üstlendiğini hatırlattı.
Hz. Muhammed’in hayatının son dönemlerinde de küçük yaştaki sahabeleri yetiştirmeye devam ettiğini belirten Sengserî, onların Kur’an ve sünnet bilgisini taşıyabilecek düzeye gelmelerinin hedeflendiğini kaydetti.
Üçüncü bölümde davet ruhunun aktarılma yöntemlerini ele alan Sengserî, gençlerin ve çocukların eğitimine özel önem verilmesi gerektiğini söyledi. Hz. Muhammed’in çocuklara sevgiyle yaklaşması, gençleri eğitmesi, onlara sorumluluklar vermesi ve öğrendiklerini ailelerine aktarmalarını istemesi gibi örnekleri paylaştı.
Gençlerin sorunları ve ilgi alanları dikkate alınmalı
Günümüzde davet ruhunun yeni nesillere aktarılması için uygulanabilecek adımları sıralayan Sengserî, gençlere hem yüz yüze hem de çevrim içi eğitim programlarıyla ulaşılabileceğini, sosyal medya platformlarının bu amaçla kullanılabileceğini belirtti.
Gençlerin kalplerinde imanın güçlendirilmesi ve İslam’a duydukları güvenin pekiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Sengserî, davet çalışmalarında gençlerin ilgi alanlarının ve sorunlarının esas alınması gerektiğini ifade etti.
Sengserî, Hz. Muhammed’in küçük Ebu Umeyr’in kuşunun ölmesi üzerine onu teselli etmesini örnek göstererek, gençlerin ve çocukların duygularının önemsenmesi gerektiğini söyledi.
Güvenilir kaynaklardaki ilmi bilgilerin gençlerin anlayabileceği bir dil ve üslupla sunulmasının önemine işaret eden Sengserî, ilmi eserlerin farklı dillere çevrilmesinin de daha geniş kitlelere ulaşılmasına katkı sağlayabileceğini belirtti.
Gençlerin öğrenci grupları ve gençlik ekipleri içerisinde görevlendirilmesini öneren Sengserî, onların davet çalışmalarında aktif rol almasının kendilerine güvenildiğini hissettireceğini kaydetti.
Bununla birlikte gençlerin güvenilir ilmi ve dinî kişiliğe sahip âlimlerin rehberliği altında hareket etmesi gerektiğini belirten Sengserî, âlimlerin de bütün idari ve uygulamaya dönük işleri kendileri üstlenmek yerine gençlere sorumluluk vermesi gerektiğini söyledi. Bu çalışmaların âlimlerin gözetimi altında yürütülmesinin önemini vurguladı.
Ebu Cafer: İnsanlar, davetçinin dinini davranışları üzerinden değerlendirir
Buluşmanın son oturumunda “Davetçinin Ahlakı ve İslam Davetindeki Sorumlulukları” başlıklı sunum yapan Dr. Kawa Ebu Cafer ise İslam’a davette güzel ahlak, ihlas, merhamet, sabır ve adaletin önemine dikkat çekti.
Suriye’den katılan Ebu Cafer, davetin yalnızca bilgi aktarmaktan veya söz söylemekten ibaret olmadığını belirterek, insanlara İslam’ı güzel bir şekilde ulaştırmanın sabır ve sebat gerektirdiğini söyledi.
Davetçinin sözleriyle davranışlarının birbiriyle örtüşmesi gerektiğini vurgulayan Ebu Cafer, insanların davetçinin doğruluk ve adalet hakkındaki sözlerini dinledikten sonra onun günlük hayatındaki tutumlarını da gözlemlediğini ifade etti.
Ebu Cafer, “İşte burada çok önemli bir gerçek ortaya çıkıyor: İnsanlar, davetçinin çağırdığı dini, bizzat davetçinin kendi davranışları üzerinden değerlendirirler.” dedi.
Güzel ahlakın İslam davetinde ikincil bir mesele olmadığını belirten Ebu Cafer, davetçinin anlattıklarıyla çelişen davranışlardan kaçınması gerektiğini kaydetti.
“İlim, Allah korkusu ve tevazu meydana getirmiyorsa farklı bir amaca hizmet edebilir”
Davet faaliyetlerinin ilim ve basiret gerektirdiğini ifade eden Ebu Cafer, bilgi sahibi olmanın tek başına yeterli olmadığını, bu bilginin güzel ahlakla desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Basiretin ilim, fıkıh, anlayış ve hangi yerde hangi sözün söylenmesi gerektiğini bilmek anlamına geldiğini belirten Ebu Cafer, ilmin insanda Allah korkusu, kullara karşı tevazu ve güzel ahlak meydana getirmemesi durumunda kişinin kendisini öne çıkarmasının bir aracına dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Davetçinin niyetinin Allah’a yönelmeye dayanması gerektiğini vurgulayan Ebu Cafer, “Allah’a davet ediyorum; kendime değil. Kendi cemaatime değil. Makamıma, mevkiime veya şahsi çıkarlarıma değil. Allah’a davet ediyorum!” ifadelerini kullandı.
Güzel ahlakın özellikle anlaşmazlık anlarında ortaya çıktığını belirten Ebu Cafer, davetçinin kendisine muhalif olanlara karşı da adaleti gözetmesi gerektiğini söyledi. Kişinin kendi görüşüne karşı çıkan bir kimsenin doğru görüşünü kabul etmekten kaçınmaması, hata yaptığında geri adım atabilmesi ve doğruyu kimden gelirse gelsin kabul etmesi gerektiğini kaydetti.
Davetçinin sahip olması gereken özellikleri sıralayan Ebu Cafer, ilim sahibi olurken gurura kapılmamak, ibadet ederken gösterişten uzak durmak, güçlü olurken zulmetmemek, dindar olurken kabalıktan kaçınmak ve nasihat ederken insanları teşhir etmemek gerektiğini belirtti.
Ebu Cafer, davetçinin bilmediği konularda açıkça “Bilmiyorum.” diyebilmesinin de önemli bir erdem olduğunu ifade etti.
“Kürt davetçileri unutmayın!”
Dr. Kawa Ebu Cafer, konuşmasının ikinci bölümünde Kürt toplumuna yönelik davet çalışmalarının ve dayanışmanın ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Kürt toplumunun dinî kimliğine ilişkin kaygılarını dile getiren Ebu Cafer, bu durumun Kürt Müslümanlara, davetçilere ve âlimlere büyük sorumluluk yüklediğini söyledi.
Kürt toplumuna yönelik davet çalışmalarında öncelikli sorumluluğun Kürt davetçilere ait olduğunu belirten Ebu Cafer, diğer âlimlerin ve davetçilerin de bu sorumluluğu paylaşması gerektiğini ifade etti.
Ebu Cafer, konuşmasını şu çağrıyla tamamladı:
“Bu nedenle Kürt davetçileri unutmayın. Kürt halkını; Selahaddin Eyyubi’nin torunlarını, destekten, davetten ve yardımdan mahrum bırakmayın. Onları davet çalışmalarında yalnız bırakmayın. Dinlerini öğrenmeleri ve yaşamaları için ihtiyaç duydukları desteği sağlayın. Onlara yönelik yardım ve dayanışmayı ihmal etmeyin.”