Bugun...


Ramazan Aktaş

facebook-paylas
UMUDUMUN BİTTİĞİ YERDE ONLAR VARDI
Tarih: 13-10-2026 00:03:00 Güncelleme: 13-10-2026 00:03:00


 

Bu köşede çoğu zaman eksikleri yazıyorum.

Yanlış gördüğümde eleştiriyor, sorumlulara soru soruyor, yapılmayanı hatırlatıyorum.

Ama kalem sadece eleştirmek için kullanılmamalı.

Yanlışı nasıl yazıyorsak, doğruyu da yazmak; görevini hakkıyla yapanı, zor zamanınızda size el uzatanı da anlatmak gerekiyor.

Bugün biraz da bunun için yazıyorum.

24 Haziran'da geçirdiğim kazadan sonra hayatım bir anda değişti.

Sol dirseğim kırıldı, çıktı, bağlarım yırtıldı. Sağ kolum da kırıldı. Ardından ameliyat, platin, vidalar, alçı ve ortez derken aylar süren zorlu bir tedavi süreci başladı.

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ameliyatımı Prof. Dr. Ramazan Atiç gerçekleştirdi.

Ciddi bir dirsek yaralanması yaşamıştım. Böyle bir ameliyata girerken insanın aklından onlarca soru geçiyor.

"Kolum eskisi gibi olacak mı?"

"Tekrar rahatça kullanabilecek miyim?"

Ameliyatım başarılı geçti.

Bugün rehabilitasyonla koluma yeniden hareket kazandırmaya çalışabiliyorsam, bunun temelinde başarılı geçen o ameliyatın büyük payı var.

Ramazan Hocama emeği için gönülden teşekkür ediyorum.

Ancak sonradan öğrendim ki ameliyat olmak işin sadece bir kısmıymış.

Asıl mücadele bazen ameliyat masasından kalktıktan sonra başlıyormuş.

Alçı çıktıktan sonra kolum orteze alındı. Yaklaşık bir buçuk ay da ortez kullandım.

Dirseğim uzun süre aynı pozisyonda kaldığı için neredeyse kilitlenmişti.

Kolumu ne doğru düzgün açabiliyor ne de kapatabiliyordum.

Sanki kolum değil, vücuduma bağlı bir demir parçasıydı.

İşte o noktada fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecim başladı.

Ve orada Fizyoterapist Savaş Ayata ile tanıştım.

Fizik tedavinin ne kadar zor olduğunu yaşamadan önce ben de tam olarak bilmiyordum.

Dışarıdan bakıldığında birkaç hareketten ibaretmiş gibi görünebilir.

Ama aylarca hareketsiz kalmış, ameliyat edilmiş bir dirseği yeniden hareket ettirmeye çalışmanın nasıl bir acı olduğunu ancak yaşayan bilir.

Bazı egzersizlerde canım öyle yanıyordu ki bunu tarif etmek gerçekten zor.

Dişimi sıktığım da oldu, dayanamadığım da...

Kaç kez "Yeter artık, bırakacağım" dediğimi ben bile hatırlamıyorum.

Çünkü insan bir noktadan sonra sadece bedenen değil, ruhen de yoruluyor.

İşte Savaş Hocanın farkı benim için tam burada ortaya çıktı.

O sadece koluma egzersiz yaptırmadı.

Karşısındaki insanın psikolojisini de anlamaya çalıştı.

Ne zaman gerçekten zorlandığımı, ne zaman biraz daha dayanabileceğimi, ne zaman moralimin düştüğünü çok iyi anladı.

Bazen konuşarak, bazen moral vererek, bazen de beni güldürerek o zor egzersizleri tamamlamamı sağladı.

Acının en fazla arttığı anlarda "Biraz daha" dedi.

Ben de devam ettim.

O "biraz daha"lar zamanla birikti.

Bugün kolumun geldiği noktaya baktığımda bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum.

Şunu samimiyetle söyleyebilirim:

Savaş Hoca bana sadece hareketleri mekanik biçimde yaptırsaydı, karşısındaki insanın ne hissettiğini önemsemeden yalnızca tedavi programını uygulamaya çalışsaydı, belki de tedaviyi yarıda bırakırdım.

Çünkü bırakmaya çok yaklaştığım günler oldu.

Ama bırakmadım.

Bunda kendi mücadelem kadar Savaş Ayata'nın sabrının, emeğinin ve insani yaklaşımının da büyük payı var.

Bazen bir sağlık çalışanını diğerlerinden ayıran şey sadece mesleki bilgisi değildir.

Karşısındaki insana nasıl dokunduğudur.

Hastayı yalnızca bir kol, bir dirsek ya da bir dosya olarak görmemesidir.

Ben Savaş Hocada bunu gördüm.

Aynı merkezde elektrik ve buz uygulamalarımı yapan Sema Hanım'ı da unutmamam gerekiyor.

Her uygulamada güler yüzü, ilgisi ve yaklaşımıyla tedavi sürecimin daha rahat geçmesine katkı sundu.

Aylar süren bir tedavinin içinde bunlar insana küçük gelmiyor.

Zaten ağrıyla, yorgunlukla ve "Acaba düzelecek miyim?" düşüncesiyle mücadele ederken karşınızdaki insanın güzel yaklaşımı bile size moral oluyor.

Bir teşekkürüm de Melek Hanım'a.

Aslında o merkezin kapısından girmeme vesile olan kişi kendisiydi.

Daha ilk gün, kendi alanı olmamasına rağmen bütün işlemlerimle ilgilendi. Ne yapacağımı bilmediğim bir anda yardımcı oldu ve tedavi sürecimin başlamasında emeği geçti.

Belki onun için yaptığı sıradan bir yardımdı.

Benim için değildi.

Çünkü insan zor zamanında kendisine uzatılan eli kolay kolay unutmuyor.

Bu kaza bana çok şey öğretti.

Acıyı da gördüm, çaresizliği de...

Kolumu hareket ettiremediğim günlerde, insanın daha önce hiç düşünmeden yaptığı küçücük bir hareketin bile ne kadar kıymetli olduğunu anladım.

Ama başka bir şeyi daha gördüm:

İşini hakkıyla yapan insanlar var.

Hastasını sadece hasta olarak görmeyen, onun moralini de önemseyen, yaptığı işe emeğini ve insanlığını katan insanlar var.

Benim tedavim henüz bitmedi.

Kolum henüz istediğim noktada değil.

Önümde daha yol var.

Ama bugün geriye dönüp ilk günkü halime baktığımda nereden nereye geldiğimi görebiliyorum.

Bu nedenle ameliyatımı başarıyla gerçekleştiren Prof. Dr. Ramazan Atiç'e, bırakmayı düşündüğüm anlarda tedaviye devam etmemde büyük emeği olan Fizyoterapist Savaş Ayata'ya, elektrik ve buz uygulamalarında ilgisini ve güler yüzünü eksik etmeyen Sema Hanım'a ve bu merkeze gitmeme vesile olup daha ilk günden bütün işlemlerimle ilgilenen Melek Hanım'a gönülden teşekkür ediyorum.

Ben bu köşede yine eleştireceğim.

Eksik gördüğümü yine yazacağım.

Yanlışın karşısında yine soru soracağım.

Ama işini hakkıyla yapanı da yazacağım.

İyiliği de görmezden gelmeyeceğim.

Çünkü yanlışı yazmak gazetecilikse, iyiliğin hakkını teslim etmek de vicdandır.

Benim "Artık yapamayacağım" dediğim zamanlar oldu.

Umudumun azaldığı zamanlar oldu.

İşte tam da o zamanlarda onlar vardı.

Ve insan, en zor gününde yanında olanları unutmuyor.



Bu yazı 80 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI