Türkiye’de Müslümanlar adına söz sahibi olduğunu iddia eden bazı kesimler, acaba gerçekten İslam’ın bütün emir ve yasaklarını savunuyor mu, yoksa kamuoyuna bir tiyatro mu oynuyorlar?
Türkiye’de İslam’ın emirlerinin göz ardı edildiği, dinî hassasiyetlerin hiçe sayıldığı pek çok mesele karşısında seslerini çıkarmayanlar, başka bir ülkede yaşanan başörtüsü meselesini neden kendi meseleleriymiş gibi gündemlerine alıyorlar?
Başörtüsü, Müslümanlar için elbette önemli bir meseledir. Ancak İslam’ın emir ve yasakları yalnızca başörtüsünden mi ibarettir?
Peki, kendi ülkemizde yaşanan sorunlar karşısında ne zaman sesimizi yükselteceğiz?
Allah’ın emirlerine açıkça aykırı davranılan durumlar karşısında kaç kez meydanlara çıktınız? İslam’ın yasaklarının çiğnenmesine, dinî değerlerin göz ardı edilmesine karşı ne zaman aynı kararlılığı gösterdiniz?
Taziye gibi insanların acılarını paylaştığı, sabır ve dayanışmanın ön plana çıkması gereken ortamlarda kadın ve erkeklerin bir arada oturması meselesine karşı hiç sesinizi yükselttiniz mi? Bu konudaki dinî hassasiyetlerinizi kamuoyuyla paylaştınız mı?
Milletin oylarıyla milletvekili seçilen bazı kişilerin taziyelerde sergilediği tutumlar karşısında sessiz kalmayı mı tercih ettiniz? Bu davranışlara karşı herhangi bir tavır ortaya koydunuz mu?
Devlet eliyle kumarın oynatıldığı bir düzende, bu uygulamalara karşı nasıl bir tutum sergilediğinizi hiç sorguladınız mı? Bu konularda meydanlara çıktınız mı, yetkililerden hesap sordunuz mu?
Söz konusu başka bir ülkedeki başörtüsü meselesi olduğunda gösterilen tepki, neden ülkemizdeki diğer dinî ve ahlaki meseleler karşısında aynı şekilde gösterilmiyor?
Mesele gerçekten İslam’ı savunmak mı, yoksa yalnızca işinize gelen konuları mı gündeme taşımak?
İslam adına söz söyleyenlerin sorumluluğu, yalnızca başörtüsü meselesini gündeme getirmekle sınırlı olamaz. Başörtüsü ne kadar önemliyse, İslam’ın diğer emir ve yasakları da aynı samimiyetle ele alınmalıdır. Dinî hassasiyetler, siyasi hesaplara ve dönemsel gündemlere göre şekillendirilmemelidir.
İnsanın aklına şu sorular geliyor: Acaba bir tiyatro mu oynanıyor? Bazıları kendilerine verilen rolü mü yerine getiriyor? Kamuoyu önünde sergilenen bu tutum, samimi bir dinî hassasiyetin göstergesi mi, yoksa belirli bir siyasi oyunun parçası mı?
Bu soruların cevabı, sözlerden ziyade davranışlarda ve ortaya konulan tutarlılıkta aranmalıdır.
Allah’ın emrettiği iyiliği tavsiye etme ve kötülükten sakındırma sorumluluğu, yalnızca başörtüsü meselesine indirgenemez. Emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker, hayatın bütününü kapsayan bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu üstlendiğini söyleyenler, karşılaştıkları her meselede adaletli, tutarlı ve samimi olmak zorundadır.
Unutulmamalıdır ki dinî hassasiyet, yalnızca belirli konularda yüksek sesle konuşmak değildir. Asıl samimiyet; insanın kendi ülkesinde, kendi çevresinde ve özellikle siyasi yakınlarının yanlışları karşısında da aynı kararlılığı gösterebilmesidir.
Müslümanların kırmızı çizgisi yalnızca başörtüsü olmamalıdır. Başörtüsünü savunmak ne kadar önemliyse, İslam’ın diğer emir ve yasaklarını da aynı samimiyetle savunmak o kadar önemlidir. Bir konuda gösterilen hassasiyet, başka konulardaki sessizliğin bahanesi hâline getirilmemelidir.
Çünkü din adına konuşanların samimiyeti, yalnızca neyi savunduklarıyla değil, neye karşı sessiz kaldıklarıyla da ölçülür.